tuzgolu tuzgölü

FLORA ve faunasıyla dünyanın en önemli doğal alanlarından birisi olan Tuz Gölü’nün çevresindeki aşırı tuzlanmanın yüzde 32’ye ulaştığı, havzada bulunan 28 bin su kuyusundan 16 bininin kaçak olduğu, yeraltı sularında ise son 33 yılda 14 metre azalma meydana geldiği ortaya çıktı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Tuz Gölü tespitleri gün geçtikçe küçülen havzayla ilgili vahim gerçekleri gözler önüne serdi. Tuz Gölü Yönetim Planı’na göre gölün çekilmesi nedeniyle flamingo yavrularının beslenme yetersizliğinden öldüğü belirtilirken, bölgedeki top atışları gibi askeri faaliyetlerin de kuşları rahatsız ederek göç etmeye zorladığı ifade edildi. Acil önlemler alınmaması halinde gölün doğal zenginliklerinin yok olma riskiyle karşı karşıya kalacağına dikkat çekildi.

YOK OLMA RİSKİ VAR

Bakanlığın önümüzdeki dört yılda uygulamayı planladığı Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi Planı’nda, havzayla ilgili çarpıcı değerlendirmeler yer aldı. Raporda, yapılan çalışmalarda Tuz Gölü ve çevresi için hayati önem taşıyan kaynakların yer aldığı Konya Kapalı Havzası’ndaki yeraltı sularında son 33 yılda ortalama 14 metre azalma meydana geldiği kaydedilirken, şu noktalara vurgu yapıldı:

YERALTI SULARI TUZLANDI

“Bölgedeki akiferlerde (yeraltı sularını pınarlara ve kuyulara ileten jeolojik oluşum) gözlenen değişimlerde, iklim, jeolojik, hidrojeolojik, bölgenin tarım yapısı gibi birçok faktörün etkili olduğu görülmektir. Bu nedenle acil önlemlerin alınması gerekmektedir. Bölgede yer alan kayaçların yüksek hidrolik iletkenlikleri ve yer altı su seviyesinin hızla azalmaya devam etmesi dikkate alındığında mevcut durumdaki pasif tuzlu su girişiminin, sonraki yıllarda daha etkin olması ve akiferlerde aşırı tuzlanma sebebiyle önemli sorunlarla karşılaşması kaçınılmazdır. Bölgedeki yer altı sularında tuzlaşma oranının yüzde 32’ye ulaştığı tespit edilmiştir. 2009 ve 2010 yıllarında flamingo yavrularının beslenme yetersizliğinden dolayı öldüğü tahmin edilmektedir.

Türkituzgoluye’nin tuz ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayan ve yüzölçümü bakımından ülkenin ikinci büyük ve en sığ gölü olan Tuz Gölü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Son 10 yılın en kurak dönemini yaşayan Tuz Gölü, yağışların olmaması, mevcut kuraklık, tarımsal alanda açılan binlerce yeraltı su kuyusu ve yeni açılan tuz işletmeleri ile birlikte neredeyse bitme noktasına gelen yeraltı su kaynakları ile alarm veriyor. Konya, Aksaray ve Ankara  arasında yer alan ve su rezervi ciddi oranda düşen Tuz Gölü’nde kurumuş ve çatlamış topraklar dikkat çekiyor.

Ülke genelinde kuraklığın devam ettiğini belirten Tuz Gölü Su Çevre Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç.Dr. Semih Ekercin, 2014 Ocak ve Şubat aylarında da yağışların olmaması ile birlikte Tuz Gölü’nün ciddi bir riskle karşı karşıya olduğunu söyledi. Tuz Gölü’nün oluşumunun su kaynaklı olduğunu ifade eden Doç.Dr. Semih Ekercin, suların çekilmesi halinde Tuz Gölü’nün hiçbir özelliği olmayacağını anlattı. Tuz Gölü için tehdit oluşturan konulara değinen Doç.Dr. Semih Ekercin, kuraklık başta olmak üzere yeraltı su kuyuları, yağışların olmaması ve açılan tuz işletmelerini işaret etti.

Tuz Gölü’ndeki tuzun oluşumunun  iki şekilde olduğunu anlatan Doç. Dr. Ekercin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Doğrudan su ile birlikte oluşumu olmakla birlikte yeraltı sularının yükselmesi, eğer yüzeyde su varsa ve yeraltı suyunun gerekli mineralleri, tuzları alarak yükselmesi ve yüzeyde tuz oluşumu. İkinci olarak ise mevcut tuzlu suyun buharlaşması ve tuzun çökelmesi şeklindedir. Dolayısı ile Tuz Gölü’ndeki tuzun oluşumu doğrudan su rezervine, su miktarına bağlıdır. Bu noktada iki farklı konu var. Birincisi, yeraltı sularının kullanımıdır. 2005 yılında Meclis Araştırma Komisyonu Raporu’nda 15 bin kuyu ve bunun 10 bin tanesinin kaçak olduğunu söylemiştik. Bunu söyleyince tepki aldık. Ancak 2008’de 33 bin kuyu olduğu DSİ tarafından tespit edildi. Mevcut şu an  115 bin yeraltı su kuyusu var ve halen sayılamayan kuyular da var. Dolayısı ile buradaki su rezervinin yeraltı sularının bilinçsiz şekilde kullanımının olumsuz etkisinden söz edebiliriz. Tuz Gölü’nün su rezervini doğrudan etkileyen ikinci etken halen yaşamakta olduğumuz kuraklık, beraberinde yağışların azalmasıdır.”

ACİL EYLEM PLANI OLUŞTURULMALI

Son yıllarda Tuz Gölü’nü tehdit eden en önemli unsurlardan birinin de yeni açılan tuz işletmeleri olduğuna dikkat çeken Doç.Dr. Semih Ekercin, bu tür çalışmaların planlı şekilde yönetilmesi gerektiğine vurgu yaptı. 2007’de  benzeri bir kuraklığın yaşandığını anlatan Ekercin, sözlerine şöyle devam etti: “2014 yılı bu şekilde devam ederse yine yaşıyoruz ve en önemli husus yeni işletmelerin açılması, mevcut su ve tuz rezervinin planlı şekilde yönetilmesi aşamasında, kurak dönemlerin göz önünde bulundurulması gereken bir eylem planının oluşturulması gerek. Nitekim mevcut Tuz Gölü’nde 5 adet daha yeni tuz işletmesi açıldı. Elbette şuna karşı değiliz; Tuz Gölü gerçekten sermaye gerektirmeyen, ülkemiz ekonomisine katkı sağlayacak ciddi bir doğal kaynak. Ancak bunun planlaması doğru yapılmazsa ülke daha çok kârdan çok zarar edecektir.”

GÖLÜN İKİYE BÖLÜNMESİ CİDDİ BİR RİSK

Tuz Gölü’ne açılacak olan yeni işletmelerin gölü ikiye böleceğini savunan Doç. Dr. Semih Ekercin, bunun çok ciddi bir risk olduğunu söyledi. Gölün orta bölgesinde açılacak işletmeler ile gölün ikiye bölüneceğini anlatan Ekercin, şöyle konuştu: “Bu da çok ciddi bir risk demektir. Şu an 3 adet işletmeye ilave olarak 2011 yılında başlayan 5 yeni işletme gölün tam boğaz kısmında işletmeye açıldı. Ancak, bu kuraklık döneminde işletmeler etkilenmez. Çünkü işletmeler gerekli su seviyesini sağlamak zorundadır ve yeraltı suyu ile buna takviye edeceklerdir. Ancak zararı yine Tuz Gölü görecektir. Bu anlamda yeni ve mevcut tuz işletmelerinin, yeraltı sularının çok daha sağlıklı şekilde kullanılması gerek. Sonuçta Tuz Gölü’nün göreceği zarar hepimizi etkileyecektir.”

GÖLÜ YAĞIŞLAR BESLER

Yaz mevsimindeki yağışların buharlaşarak kaybolduğunu ve bu nedenle Tuz Gölü’ne hiçbir faydası olmadığını belirten Semih Ekercin, Tuz Gölü’nü besleyecek su rezervini artıracak yağışların Ocak, Şubat ve Mart aylarındaki kar ve yağmur yağışları olduğunu söyledi. Şu an arazide olduklarını belirten Ekercin, konuşmasına şöyle devam etti: “Dağlarda bu mevsimde görmemiz gereken kar göle erimiş olarak su olarak gelmiş durumda ve bu buharlaşacaktır. Şu an Ocak ayının ortasında 12-13 derece sıcaklığı görüyoruz. Dolayısı ile bu yağışların kar olarak toprağı besleyen bir su rezervi potansiyeli olması gerektiğini düşünüyoruz. Zaten en büyük kritik olarak dikkat çekmek istediğimiz nokta hep o olmuştu. Yazın yaz yağışlarında ciddi bir artış görüyoruz. Ancak, yaz yağışları sel şeklinde oluşup buharlaşan sulardır. Yani göle su rezervi bakımından çok fazla katkısı olmayan bir sudur. Asıl önemli olan Ocak, Şubat ve Mart aylarındaki kar yağışlarıdır. Bu toprağı besleyecek olan yeraltı su kaynaklarını besleyecek olan, gölü ve su rezervini besleyecek olan asıl su kaynağıdır.”

ALTERNATİF PLANLAR OLUŞTURULMALI

Kış mevsimindeki yağışların olmaması nedeniyle alternatif planların oluşturulması gerektiğine dikkat çeken Semih Ekercin, şunları söyledi: “Kış aylarındaki yağışların meydana gelmemesinden dolayı oluşacak kuraklık dönemlerinde alternatif planların oluşturulması gerektiğini öneriyoruz. Göldeki su rezervi azaldığı zaman göl içerisindeki tuz işletmeleri su rezervini tamamlamak için yeraltı suyu ile takviye yapacaktır. Gölün altından alıp gölün üstüne su basılmasıdır. Bunun zararı kaçınılmazdır.”

TUZ GÖLÜ CİDDİ BİR DOĞAL ZENGİNLİK

Tuz Gölü’nün birçok alanda özelliği olduğuna değinen Semih Ekercin, şöyle konuştu: “Doğrusu öncelikle uluslararası a sınıfına giren bir sulak alan. Hem flamingoların doğal kuluçka yapma alanı olarak, hem doğal yapısı olarak çok farklı bir yapıya sahip. Ekonomik olarak değerlendirmek gerekirse sermaye gerektirmeyen bir doğal kaynak. Nitekim Tuz Gölü’ndeki mevcut işletmelerin ticari amaçlı yaptığı etkinlik şu şekilde; Kış aylarında yağan yağışın çökelmesi, suyun buharlaşması ve tuz oluşumundan sonra oluşan tuzun kazınarak nakliye edilmesi. Sadece bu kadar. Bir sonraki yıl için de o tuzun oluşmasında yine bir sermaye gerekmiyor. Sadece yağışların olması yeterli. Bu anlamda ekonomik açıdan mutlaka önemli bir doğal kaynak, doğal bir zenginlik. Ancak bunun çok sağlıklı olarak değerlendirilmesi, korunması ve yönetilmesi gerektiğini düşünüyorum”

TUZ GÖLÜ RİSK ALTINDA

Şubat ve Mart aylarında yağışların olmaması halinde Tuz Gölü’nün ciddi bir riskle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Doç.Dr. Semih Ekercin, şunları söyledi: “Yaklaşık son 10 yılın en kurak Ocak ayını yaşıyoruz. 2014 yılı Şubat ve Mart ayları için de bu şekilde devam ederse çok ciddi bir risk ihtimali var. 2014 kış ayları  kurak geçerse eğer, daha sonrası için ciddi bir risk oluşacaktır. Nitekim asıl buharlaşmanın, bölgede 45-50 dereceye varan yaz kuraklığının da etkisi ile göl çok daha kötüye gidecek”

EN BÜYÜK ENDİŞE TUZ İŞLETMELERİ

Tuz Gölü için en büyük endişenin tuz işletmeleri olduğunu vurgulayan Semih Ekercin, sözlerini şöyle tamamladı: “Buradaki en büyük endişemiz gölün içerisinde yeni tesis edilen işletmelerin su seviyesini sağlaması için gölden daha çok su çekmeleri. Su çekilmesi, örneğin şu an sağlıklı olarak gölün yüzey alanındaki değişimini incelemek çok mümkün olmaz ve işletme şu anda 5 tane. Toplam 10 yeni yapılacak işletme vardı. Ancak mahkeme kararı ile duran ve durdurulanlar var. Şu an  mevcut olarak 8 tuz işletmesi var. Bu işletmelerin tuz elde edebilmeleri için işletmelerdeki tuz havuzlarında belli bir seviyede su biriktirmeleri gerekiyor ki, bunun buharlaşması ile tuz elde edilsin. Bu yağış olmadığı zaman bunu yeraltı suyu ile destekleyeceklerdir. Dolayısı ile de yeraltı sularının çekimini artıracak. Zaten yeraltı suları tarımsal faaliyetlerden dolayı kontrol edilemeyen bir şekilde kullanılıyor. Bu da Tuz Gölü’ne olumsuz olarak yansıyor.”

tuzgoluÇevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tuz gölünde yaptığı araştırmada 41 takson (bitki türü), 3 ikiyaşamlı, 12 sürüngen, 85 kuş ve 20 memeli hayvan türü tespit etti.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Özel Çevre Koruma Bölgelerindeki tür ve habitat koruma ve izleme projelerine devam ediyor. Bakanlık, Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB)’nde yaptığı araştırmada, hassas habitatların belirlenmesi ve bölgede yayılış gösteren nadir, endemik ve nesli tehlikede olan bitki türlerinin tespiti ve bu türler üzerindeki tehditlerin ve koruma tedbirlerinin ortaya çıkarılması için çalışma yaptı.

41 TAKSON (BİTKİ TÜRÜ) TESPİT EDİLDİ

Yapılan çalışmalarda, Tuz Gölü ÖÇKB’de yayılış gösteren endemik, nadir ve hassas olmak üzere 41 takson(bitki türü) tespit edildi. Taksonların lokasyonlarını belirtmek için Tuz Gölü 10×10 km’lik karelere bölündü ve bu kareler içinde türlerin dağılışı işaretlenerek belirlendi. Buna göre Tuz Gölü havzasının güney ve özellikle güney batı kesiminde endemik, hassas ve nadir türlerin yoğunlaştığı tespit edildi.

GÖL CİVARINDA 3 İKİYAŞAMLI, 12 SÜRÜNGEN, 85 KUŞ VE 20 MEMELİ HAYVAN TÜRÜ TESPİT EDİLDİ

Tuzgölü civarında yapılan faunastik çalışmalarda ise, İkiyaşamlı, Sürüngen, Kuş ve Memeli hayvan türleri ve yayılışlarının tespiti için çalışıldı. Yapılan çalışmada Faunastik zenginliğin genelde gölün batı kesimlerinde fazla olduğu saptandı. Çalışmalarda göl civarında 3 İkiyaşamlı, 12 Sürüngen, 85 Kuş ve 20 memeli hayvan türü tespit edildi. Yapılan çalışmalarda göçmen su kuşlarının özellikle de Flamingo populasyonun tuz yoğunluğunun düşük olduğu ve Artemia salina türünün bol bulunduğu batı kesimlerinde fazla olduğu saptandı.
Gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucu Tuz Gölü çevresinde, topraktaki tuz konsantrasyonuna bağlı olarak Tuzlu Step (Bozkır) Vejetasyonu, Tuzlu Çorak Vejetasyonu ve Tuzlu Bataklık Vejetasyonu olmak üzere üç farklı vejetasyon tipi ayırt edildi. Ayrıca Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesinde 12 farklı EUNIS habitat tipi tanımlandı.

tuzgolu_flamingo  2012 yılında 20 bin 275 flamingo yavrusunun kuluçkadan çıktığı Tuz Gölü’nde, bugüne kadar bilinen en büyük flamingo kolonisi kayıtlara geçti.

Kuruma tehdidi altında bulunan Tuz Gölü’nde 2012 yılında 20 bin 275 flamingo yavrusu kuluçkadan çıkarken, bu sayı bugüne kadar dünyada tespit edilmiş en büyük flamingo kolonisi olarak kayıtlara geçti.

Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sulak alanların hızla kuruması ve özelliklerini kaybetmesi nedeniyle son yıllarda sayıları giderek azalan flamingoların Tuz Gölü’nü kuluçka ve yaşam alanı olarak seçtiğini söyledi.

Tuz Gölü’ndeki flamingo üreme kolonisinin 1960’lı yılların sonunda keşfedildiğini belirten Yılmaz, “Flamingo kolonisi keşfedildiğinde barındırdığı kalabalık popülasyon tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Tuz Gölü’nün güneyindeki çamur düzlüğü, flamingoların tüm Akdeniz Havzası’ndaki önemli üreme alanlarından bir tanesi ve Türkiye ‘deki en büyük üreme kolonisi. Türkiye’de Tuz Gölü dışında flamingoların düzenli olarak üredikleri tek alan ise bir diğer ÖDA (önemli doğa alanları) olan Gediz Deltası’dır” diye konuştu.

Doğa Derneği’nin 2003 yılından itibaren Tuz Gölü üzerinde, uçakla flamingo yavrularını ve çevre koşullarını incelediğini kaydeden Yılmaz, şu bilgiyi verdi:

“Doğa Derneği uzmanlarımız, her yıl üreme döneminde tek motorlu bir uçakla Tuz Gölü’ndeki üreme adaları üzerinde uçuyor. Bu uçuşlar sırasında Melih Özbek Dijital Akademi desteği ile çok sayıda hava fotoğrafı çeken araştırma ekibimiz, daha sonra bu görüntüleri, Fransız ‘Tour du Valat’ uzmanlarıyla birlikte analiz ederek, Tuz Gölü’nde üreyen flamingoların ve yumurtadan çıkan yavruların sayısını belirliyor. Bu yöntemle çevre koşullarında yaşanan değişimlerin popülasyon üzerindeki etkisi de belirleniyor.”

ÜREME SAHALARI DARALDI
Yılmaz, Anadolu ‘da flamingoların kuluçkaya yattığı alan sayısının 7’den 2’ye gerilediğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçtiğimiz yıllarda Anadolu’da flamingoların ürediği 7 farklı sulak alan bulunuyordu. Ne yazık ki bu alanlardan 5’i, izlenen yanlış su politikaları nedeniyle ya kurudu ya da özelliklerini yitirdi. Şimdi flamingoların geleceği ağırlıklı olarak Tuz Gölü’nün su toplamasına ve Gediz Deltası’nın korunmasına bağlı.”

FLAMİNGO CENNETİNE DÖNÜŞTÜ
Tuz Gölü’ndeki su durumuna göre flamingo sayısının da değiştiğini belirten Yılmaz, yanlış su politikaları sonucunda Tuz Gölü’nün dönemsel yağışlara bağlı olarak su toplayan bir göl haline gelmesi nedeniyle, gölde üreyen flamingo sayısında sert iniş ve çıkışların görüldüğünü kaydetti.

2012 yılında Tuz Gölü’nde kuluçkaya yatan flamingoların dünya rekoru kırdığına işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti:

“Son dört yıldır Tuz Gölü’nün bol yağışlarla beslenmesi flamingo nüfusunu da etkiledi. Tuz Gölü’nde 2011 yılında 18 bin 418 flamingo yavrusu saymıştık ve bu, Batı Afrika ve Akdeniz ülkelerinde bugüne kadar kayda geçen en büyük sayı olmuştu. 2012 yılında ise 20 bin 275 flamingo yavrusu saydık. Bu sayı bugüne kadar dünyada tespit edilmiş en büyük flamingo kolonisi olarak kayıtlara geçti. Tuz Gölü, 2012 yılında 60 binin üzerinde flamingoya ev sahipliği yaptı ve bir flamingo cennetine dönüştü. Her flamingo çifti, 1 yumurta yumurtluyor ve bu da demek oluyor ki en az 40 bin 550 erişkin flamingo 2012 yılında Tuz Gölü’nde üredi. Ayrıca üreme denemesinde bulunan ve başarısız olan bireyleri de göz önüne alınca bu sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.”

Yılmaz, tüm bunların Tuz Gölü ve çevresinin on binlerce erişkin ve yavru flamingoya besin ve üreme olanağı sağlayabilen eşsiz bir alan olduğunu gösterdiğinin altını çizdi.

KURAKLIK FLAMİNGOLARIN SONU OLUR
Flamingoların Tuz Gölü’nde bir dünya rekoru kırmasının sevindirici olduğunu, ancak geçmişte yaşanan felaketlerin unutulmaması gerektiğini bildiren Yılmaz, “Kurak geçen bir yıl, flamingo yavrularının uçamadan susuzluktan ölmesiyle sonuçlanır. Beş yıl önce bütün flamingo yavrularının daha uçamadan susuzluktan öldüğüne şahit olduk. Flamingolar için olduğu kadar, diğer canlılar açısından da bu kadar önemli bir alana gözümüz gibi bakmamız ve alanın yaşadığı sorunları ortadan kaldırmak için harekete geçmemiz gerekiyor” dedi.

Yılmaz, gölde uygulamaya geçirilen projelerin flamingoları olumsuz etkileyebileceğini, son yıllarda flamingo cennetine dönüşen gölün önlem alınmazsa gelecekte flamingo mezarlığı haline gelebileceğini sözlerine ekledi. (aa)

 tuzgolu Selçuk Üniversitesi’nden (SÜ) iki öğretim üyesinin hazırladığı raporda, Tuz Gölü’nde yapımına başlanan 10 adet yeni tuzlanın gölün ikiye bölünmesine ve doğal dengenin bozulmasına neden olacağı ileri sürüldü.

SÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Kurt ve Yrd. Doç. Dr. Güler Göçmez, yeni açılacak tuzlaların Tuz Gölü’ne etkisini değerlendirdikleri ”Tuz Gölü’nde Jeolojik ve Hidrojeolojik Etki İnceleme Raporu”nu hazırladı.

Raporda, Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü’nün, yıllık ortalama yağışın en az olduğu Konya kapalı havzasında yer aldığı, göl ve çevresinin ise doğal bitki örtüsü bakımından fakir, karasal ve yarı kurak ikliminden dolayı yarı çöl niteliğinde olduğu belirtildi.

SU DERİNLİĞİ GENELLİKLE YARIM METRENİN ALTINDA

Tuz Gölü’nü besleyen kaynakların tüketilmesi nedeniyle gölün kuruma noktasına geldiği savunulan raporda, ”Tuz Gölü’nün beslenimi yüzey ve yer altı sularından olmaktadır. Gölü yüzeyden besleyen kaynaklar üzerine baraj yapılırken, yer altı kaynakları ise açılan on binlerce kuyu ile tüketiliyor. 1665 kilometrekarelik alana sahip olan gölde su derinliği genellikle yarım metrenin altında kalırken, yaz mevsiminde ise kuruma noktasına geliyor” denildi.
Raporda Tuz Gölü’nün dünyadaki en önemli tuz kaynaklarından birisi olduğuna işaret edilerek, şunlar ifade edildi:

”Tuz Gölü’nde oluşan tuz tabakasının kalınlığı ortalama 8 santimetredir. Gölün yüzey rezervi ise yaklaşık 210 milyon tondur. Tuz Gölü’nde tuz üretimi buharlaştırma yöntemi ile yapılmakta olup, bu yöntem göl suyunun güneş altında buharlaştırılması sonucu tuzun kristalleştirilmesi esasına dayanmaktadır. Göl içindeki mevcut 3 tuzlanın üretim kapasitesi yılda toplam 6 milyon ton. Tuz Gölü’ndeki tuzlalar, pazarları kadar üretim yapmaktalar. 2012 yılı itibariyle ülkemiz tuz tüketimi yıllık yaklaşık 3 milyon ton civarında ve bu tüketimin 1 milyon 600 bin tonu Tuz Gölü tuzlalarından üretilmektedir.”

GÖL İKİ PARÇA HALİNE GELECEK İDDİASI

Tuz Gölü’nde 10 adet yeni tuzla açılması için çalışmaların başladığı ve setlerin yapılmaya devam ettiği belirtilen raporda, ”Yeni açılacak tuzlalar nedeniyle gölün su hareketliliği engellenecek ve bölgede oluşacak kapalı alan nedeniyle göl iki parça haline gelecek” ifadelerine yer verildi.

Koruma altındaki gölde yapılacak 10 adet yeni tuzlanın çevre kirliliğine neden olacağı ileri sürülen raporda, şu görüşlere yer verildi:

”Yeni açılacak tuzlalarda göl yüzeyine, sadece 1 sahayı göz önüne aldığımızda bile 13 bin metre sedde yapılacak. Bu seddelerin 6 metre genişliği ve 3 metre yüksekliği düşünülürse, her saha için 234 bin metreküp göle dolgu yapma gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu 10 adet saha için göle 2 milyon 340 bin metreküp dolgu yapmak anlamını taşımaktadır. Göl yüzeyine yapılacak bu kadar dolgu, gölün tabii dengesini bozacaktır. Keza yeni tuzlalarla meydana gelecek yapılaşma, makine ve teçhizat, insan atıklarının Tuz Gölü ve havzasında çevre kirliliği oluşturacağı kesindir. Tuz Gölü’ndeki toplam su, yeni açılacak tuzlaları besleyecek yeterlilikte değildir. Gölde 10 yeni tuzla için yıllık 30 milyon metreküp tuzlu suya ihtiyaç vardır. Tuz Gölü’nde halihazırda bulunan 3 tuzla ile birlikte toplam 44 milyon 400 bin metreküp tuzlu suyun bulunması imkansızdır. Tuzlaların kuraklıkla birlikte, göl içindeki su mücadelesi, tuzlalar dışındaki göl alanından su çekilmesi, Tuz Gölü’nü kuraklık ve çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya getirecektir.”

Buz mavisi rengiyle bilinen Tuz Gölü’nün güneybatı kıyılarının kızıl renge boyanmasının nedenini araştıran bilim adamları, renk değişikliğine toplu iğne ucunun binde biri büyüklüğündeki ”dunaliella salina” adı verilen bir tür su yosununun (alg) neden olduğunu belirledi.Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoteknoloji ve Moleküler Biyoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Kaya, Tuz Gölü’nüm özellikle güneybatı kıyılarında yayılan kızıl rengin nedenini tespit etmek için çalışma yaptıklarını söyledi.

Tuz Gölü’nün kıyısında görülen ve geniş bir alanı kaplayan kızıl rengin nedeninin beta karoten adı verilen bir pigment olduğunu, bu pigmentin üç canlıda görülebileceğini belirten Kaya, ”Bunlardan bir tanesi artemia salina. Ancak artemia dediğimiz canlının bu kadar yüksek tuzluluk derecesinde yaşaması imkansız. Diğer bir seçenek dunaliella salina dediğimiz bir alg türü. Bu genelde tuzcul halofil ekosistemlerde yaşayan bir tür. Bir diğeri de halobakterium dediğimiz bir bakteri” dedi.

Göle rengini veren bu pigmentin bulunduğu canlıyı tespit etmek için çalışmalarını laboratuvar ortamında sürdürdüklerini kaydeden Kaya, şunları ifade etti:

”Tuz Gölü’nde kızıl renge neden olan canlıyı hem arazi koşullarında hem de laboratuvar koşullarında araştırdık. Dunaliella salina veya halobakterium dediğimiz iki canlıdan bir tanesi veya bunların kombinasyonu şeklinde bir sonuç bekliyorduk. Yaptığımız çalışma sonucunda Tuz Gölü’nde kızıl renge neden olan canlının dunaliella salina dediğimiz bir su yosunu türü olduğunu tespit ettik. Dunaliella salina, özellikle aşırı tuzcul ekosistemlerde yaşayan bir alg türüdür. Tuz Gölü’nde yaşaması oldukça doğaldır. Dunaliella salinanın Tuz Gölü’nde aşırı derecede çoğalması olayına algal bloom demekteyiz. Algal bloom belli bir alg türünün belli bir bölgede aşırı derecede çoğalmasıdır.”

Kaya, bu canlının büyüklüğünün 10 mikron ya da toplu iğnenin ucunun binde biri kadar olduğunu belirtti.

Flamingoların Besin Zincirinde Yer Alıyor

Türkiye’de flamingolar konusunda araştırma yapan Doğa Koruma Merkezi Tür Koruma Proje Koordinatörü Özge Balkız ise Tuz Gölü’ndeki kızıllığı yansıtan fotoğrafları Fransa’daki flamingo uzmanı bilim insanlarıyla paylaştığını söyledi.

Fransa’dan gelen cevabın da aynı sonuca işaret ettiğini, Tuz Gölü’ndeki canlıların bir tür alg olan dunaliella salina olduğunu söyleyen Balkız, şöyle devam etti:

”Flamingolar artemia salinalarla besleniyor. Artemia salinaların besin kaynağı ise dunaliella salina dediğimiz alglerdir. Tuzlu ortamlarda bulunuyorlar. Tuzluluk arttıkça dunaliella salinaların sayısı da artıyor. Dunaliella salinaların çok yoğun olduğu yerlerde o bölge kırmızı görünüyor. Sayıları ne kadar fazlaysa kırmızılık da o boyutta yoğunlaşıyor.”

Tuz Gölü’ndeki kızıllığın suların azalmasına bağlı olarak sığ bölgelerde meydana geldiğini vurgulayan Balkız, ”Sığ bölgelerde suyun azalmasına bağlı olarak tuzluluk artıyor. Tuzluluktaki yoğunlaşmayla dunaliella salinaların yoğunluğu da artıyor. Burada ölüm olayı yok ve kırmızılığın olduğu yerde daha fazla dunaliella salina yaşıyor demektir. Kış aylarında ise göldeki su seviyesinin yükselmesine bağlı olarak kızıllık yok oluyor” dedi.

Balkız, yaşanan bu olayın gayet doğal olduğunu, bir tehlike bulunmadığını, Akdeniz Havzası’ndaki tuzlu göllerde de buna benzer olayların zaman zaman yaşandığını sözlerine ekledi.

Dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde yetiştiği belirtilen “Tuzcul ve kuraklığa dayanıklı endemik bitkiler” bilim adamlarınca izlemeye alındı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından başlatılan “Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi Habitat ve Tür İzleme Projesi”ne ilişkin bilgi verdi.

Kurt, proje kapsamında Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesindeki tür ve habitatların sınıflandırılmasının, tür ve habitatlara karşı tehditlerin ve koruma önlemlerinin ortaya konulmasının amaçlandığını belirtti.

Tuz Gölü Havzası’nın biyolojik çeşitlilik bakımından önemli bir gen merkezi olduğunu dile getiren Latif Kurt, “Tuz Gölü biyolojik çeşitlilik bakımından çok özel ve önemli bir habitata sahip. Tuz Gölü çevresinde, dünyanın başka bölgelerinde görülmeyen tuzcul ve kuraklığa dayanıklı endemik bitkiler yetişiyor. Tuz Gölü’ne has bu mucize endemik bitkiler, geliştirdikleri çok özel adaptasyonlarla tuzcul topraklardan suyu sökerek alabilmektedir. Yaptığımız çalışmalarda 38 adet endemik bitki türü tespit ettik. Tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içeren bu türleri, hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynak olarak düşünüyoruz” dedi.

Buğdayın çoraklaşmaya dayalı tek türü Tuz Gölü’nde

Prof. Dr. Kurt, kuraklığa dayanıklı bitkilerin dünyanın geleceğinde çok önemli bir yere sahip olacağını vurgulayarak, “Gelecekte tuza dayanıklı ırklar ıslah edilerek açlığa çözüm olacak. Bu bitkiler arasında buğdayın çoraklaşmaya dayanıklı tek türü olan ‘Elymus Cappadocicus’, dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde yetişmekte. Bu tür bitkilerin atasal forumları çorak alanlarda tekrar tarım yapılmasına olanak sağlayacak. Bu bitkilerin genleri sebze ve meyvelere aktarılabilir” diye konuştu.

Tuzcul ve kuraklığa dayanıklı bitkilerin Tuz Gölü’nün güneyinde toplandığını ifade eden Kurt, şunları kaydetti: “Tuzlu tava içerisine adapte olmuş endemik bitki türlerinin Tuz Gölü’nün güneyinde, Eskil ve Eşmekaya çevresinde toplandığını tespit ettik. Habitatı takip altına alırken, fauna ve florayı inceledik. Türlerin popülasyonunu sayıyoruz. Dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde yetişen tuzcul ve kuraklığa dayanıklı 38 endemik türün koordinatlarını kaydederek izlemeye aldık. Kuraklığın, yeraltı sularının bilinçsizce aşırı kullanımının, havzadaki aşırı otlatmanın ve yangınların habitat üzerindeki etkisini de araştırıyoruz. Proje sonunda alınabilecek önlemleri de ortaya koyacağız. Projenin önümüzdeki yıllarda devam etmesi halinde endemik bitkilerin sayısındaki azalma ve çoğalmanın tespit edilmesi daha kolaylaşacak.”

Tekirdağ açıklarında yapılan doğalgaz depolama tesisinden sonra ikinci tesis için de düğmeye basıldı. Tuz Gölü altına yapılacak tesis için Çinli firma incelemelerde bulundu.
 
Doğalgaz deposu yapım işini üstlenen Çinli Tianchen Science Tecchnology Park Development Şirketi’nden bir grup heyet, Aksaray Belediye Başkanı Nevzat Palta’yı makamında ziyaret etti. Şirketin geliştirme müdürü Gao Huıbın, doğalgaz deposunun Tuz Gölü’nün yaklaşık 1 kilometre derinliğine yapılacağını belirterek, şunları söyledi:
”1 kilometre derinliğe depolar kurulacak. Daha sonra 600 metre civarında bir boşluk oluşturacağız. Orayı tamamen depo olarak kullanacağız. Toplam 12 tane depo olacak. Her bir deponun genişliği 100 metre, yüksekliği de 300 metre olacak. Toplamda 1.5 milyon metreküp kullanılacak alan. Proje 8 aydır devam ediyor. İlk etapta yapımına başlandıktan sonra 3 yıl içinde 6 tankı bitirilecek.”

Aksaray Belediye Başkanı Nevzat Palta da, Türkiye ve Aksaray için çok büyük önem taşıyan bir projenin Aksaray’a yapılacak olmasının önemine dikkat çekti. Palta, “Tuz Gölü’ne gaz depolama projesini ve ihale sürecini yakınen takip ediyordum. Bu 750 milyon dolarlık dev bir proje” dedi.

Dağlardan süzülen suların Konya Havzası’nda birikmesiyle oluşan Tuz Gölü, Anadolu’nun insan eli değmemiş en büyük bölgelerinden biridir. Gündüzleri güneşten, geceleri soğuktan kavrulan bu uçsuz bucaksız topraklara su, tuz ve çamur can verir.

Nasıl oluştu?
Tuz Gölü’nün özü tuzdur. Yaz aylarında göle göl demeye bin şahit ister, zira gölün suyunun neredeyse yüzde 90’ı kavurucu güneşin altında buharlaşır. Suların çekilmesiyle geriye kalan tuz, bembeyaz, ölü bir çölden başka bir şey değildir. Tuz kristallerinin şiddetli beyazlığı ve parıltısı, aldatıcı bir biçimde kar ve buz gibi görünür.

Soframızdaki tuz gölden.
Tuz Gölü, Melendiz ırmağı, pek çok küçük akıntı ve yeraltı tuzlu su kaynaklarıyla beslenir. Göldeki üç tuz yatağı yılda bir buçuk milyon ton, yani Türkiye’nin toplam ihtiyacının yüzde 70’i kadar tuz üretir. Büyüklüğüne karşın ülkemizin en sığ göllerinden biridir. Derinliği birçok yerde 0.5 metreyi dahi bulmaz. Suyun bol olduğu ilkbahar aylarında göl alanı 164-200 hektara ulaşır. Türkiye’nin en az yağış alan yeri olduğu için akarsu bakımından çok fakirdir. Türkiye’nin tuz ihtiyacının büyük bir bölümü buradan karşılanır. Kuş varlığı yönünden Türkiye’nin en zengin göllerinden biridir. Kışın kapladığı çok geniş su alanı su kuşları için önemli bir kışlama alanı oluşturur. 1665 kilometrekarelik yüzeyiyle Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü’nün tek benzeri ABD’de bulunuyor.